Biat etmek ve ebeveynlik

Bizim kültürümüzde, hemen hemen herkesçe bilinen ve kabul edilen bir “ideal çocuk kavramı” var. Peki, buna göre nasıl olmalı ideal çocuk? Uslu. Evet, her şeyden önce uslu olmalı. Senin dediklerini dinlemeli, sözünden çıkmamalı, sen ne dersen kabul etmeli. Bunu, şimdilerde pek popüler olan bir kelimeyle tanımlarsak sana biat etmeli çocuğun. Bu benim görüşüm değil, ama hala çok yaygın olan ve daha da yayılması beklenen bir görüş maalesef. Okumaya devam et

Sebze yemez misin küçük kız?

Yemek konusu, hassas iştir anneler arasında. Daha önce de yazdığım gibi; her anne, çocuğunun doyma eşiğini farklı olarak belirler, çocuktan tamamen bağımsız olarak. Bu, genelde bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Karşımızdakinin doyup doymadığına biz karar veririz. Bu karar verme çocuklarımızla başlar, misafirlerimize kadar gider. Mesela, tabağında börek mi bırakmış Okumaya devam et

Vakit Nakittir

Sürekli aklımda tutmaya çalıştığım bir cümle var: az çoktur. Bu cümlenin önemini hayatımı daha basit yaşamaya karar verdikten sonra daha iyi kavradım. Şimdi ilk kez duyuyorsan eğer, biliyorum biraz saçma geliyor kulağa. O da ne öyle… diyesi geliyor insanın. Okumaya devam et

Devlet okulu mu, Özel okul mu

Hem bir eğitimci, hem de bir anne olarak bu konuda bir şeyler yazmayı uzun zamandır düşünüyordum. Çünkü kendimden de tecrübe ettiğim üzere, okul çağına yaklaşan bir çocuk, anne baba için yeni maceraların habercisidir ve “okul seçimi” birçok anne babanın uykusunu kaçıran bir mevzuudur. Öncelikle, bu konuda ilk olarak söylemem gereken şeyi, en başta Okumaya devam et

Kaybetme kendini

Farkında mısın, biz kadınlardan beklenen sorumlulukların, görevlerin ve beklentilerin ağırlığının? Muhtemelen farkında değilsin, ya da hepsinin farkındasın, ve tüm bunlar sana olması gerekenmiş gibi geliyor. Üstelik tüm bu beklentiler, sadece eşinden ya da çocuklarından değil; patronundan, iş arkadaşlarından, komşularından, seni hiç tanımayan başka insanlardan da olabiliyor. Ve kadın olmak, omuzlarına aldığın tonlarca yükle beraber, sana hayatın zorluklarını Okumaya devam et

“Korku”

Stefan Zweig’ın ilk okuduğum kitabı Satranç idi. Ve o kısacık romandan o kadar etkilendim ki, eve Stefan Zweig serisi yaptım. Ve İlknur İgan’ın çevirisinden Korku‘da o serideki kitaplardan biri oldu. İş Bankası Kültür Yayınları’nın,  “Modern Klasikler Dizisi” serisinin yazarı ve kitaplarını daha da tanınır bir hale getirdiğini söylemeden geçemeyeceğim. Okumaya devam et

“Okulsuz Büyümek”

Çocuk eğitiminde fazlasıyla bireysel farklılıkların korunmasından yana biriyim ben. Kendim de bizzat eğitimci biri olduğum için, kendi derslerimde de buna oldukça önem veriyorum. Aşırı standart, katı kurallarla bezenmiş, tek çeşit bir ders işlemek sadece bana değil, sınıfımdaki öğrencilere de eziyet olur bence. Okumaya devam et

Basit ve Mutlu Yaşam – Bir annenin dönüşüm hikâyesi

Aslında her şey 2009 yılında anne olmamla başladı. 26 yaşımdaydım. Çevremde bırak çocuk doğurmayı, henüz evlenmeyi bile düşünen, doğru dürüst bir arkadaşım bile yoktu. Herkesin kafası, yapacağı kariyerde, gezeceği göreceği yeni ülkelerde, seyahatlerde, gideceği dans kurslarında, izleyeceği tiyatro oyunlarında, filmlerde iken, yani kısacası üniversite sonrası çevremdeki çoğu kişi kendi hayatını özgürce yaşayacağı bir dönemi deneyimlerken, ben sırtımdan soğuk terler dökerek bebek emzirmeye çalışıyordum.  Okumaya devam et