Bir küçük not defteri

İletişimsizlikten öleceğiz. Evet, iletişim araçlarının son teknolojiyle şekillendiği ve iletişim kurmanın çantada keklik olarak görüldüğü bu çağda, hiçbir dönemde olmadığı kadar iletişimsiziz. Kime ulaşmaya çalışsak hep aynı gerçek çarpıyor yüzümüze; “aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor”. Çünkü hiç kimse, bekleyeceğim dediği yerde durup beklemiyor bizi. Çünkü herkes hızlı. Herkes koşuyor dörtnala.

E, biz de tabii. O yüzden sadece başkalarına değil iletişimsizliğimiz, her şeyden ve herkesten çok kendimize. En son kendine bir şey sormak istediğinde ne zaman onu bıraktığın yerde buldun. En acısı da bu işte, değil mi? Aradığın kendine ulaşamıyorsun. Çünkü sen de koşuyorsun herkes gibi.

Biliyorum durağanlık yadırganıyor. Koşup duran insanların arasında, hiçbir şey yapmadan durmak biraz delilik gibi. Ama deliliğin kötü bir şey olduğunu kim söylüyor? Deli olmayanlar… Sürekli koşmak gerektiğini düşünenler…

Şimdi kulağına bir şey fısıldayayım mı? Sen, boş ver onları. Ama birden bire aniden durmaya da çalışma. Önce yavaşla. Önce nefes al. Yavaşladıkça, akışa geçiyorsun. Akışa geçtin mi koşmana, zorlamana, kanırtmana gerek kalmıyor hiçbir şeyi. Her şey kendi yoluna giriyor zaten.

Ve yavaşlamak için en büyük yardımcın bir küçük defter ve kalem olabilir. O küçük deftere yazmak için ayırdığın zaman, seni çekip kurtarır o büyük koşturmacadan. Kendine ulaşmak istediğinde, o küçük defter yol gösterir sana.

Mini Gardırobum

Havaların soğumasıyla yazlık kıyafetler yerini kışlıklara bıraktı. Ben de sonbahar için kendime mini bir gardırop hazırladım. Yani popüler tabirle “kapsül gardırop” yaptım. Sosyal medyanın üzerimizde yarattığı “bir giydiğimi bir daha giyemem” baskısına inat bir giydiğimi yine sık sık giyeceğim. Ve bundan da mutluluk duyacağım.
Okumaya devam et

Azla Mutlu Olmak

Neredeyse tüm yaşantımızı daha fazlasına sahip olmak adına planlayıp, yaşıyoruz artık. Şu anda neye sahipsek sürekli daha fazlasına sahip olmayı arzuluyoruz. Bunu da “insan doğası” diye gösterip, normal ve doğru bir şeymiş gibi kabulleniyoruz. Bunun için de nefes almadan çalışıyor ve para kazanıyoruz. Sadece para kazanmaya odaklı çalıştığımızdan dolayı da, ne işimizden keyif alıyoruz ne de kazandığımızın keyfini sürebiliyoruz. Okumaya devam et

Kapsül Gardırobum

Biliyorsun, Instagram hesabımdan da ilan ettiğim üzere bu senenin modasının adı “Takmıyorum 2017 Modası“. Tabii, “takmıyorum” dediysek, “üzerime çuval giysem yakışır” modunda girmedik. Elbette renk, uyum, uygunluk, yakışma gibi kriterlerimiz var. Burada takmadığım konu, istisnasız her sezon bizleri alışveriş dergilerindeki ve reklam kataloglarındaki “yeni moda” diye adlandırılan kıyafetleri satın almaya yönlendiren sistemin ta kendisi. Artık adına ne dersen. Okumaya devam et

“Şımarık Çocuk – Bir Şehir Efsanesi”

Okuduğum ve burada paylaşmak istediğim kitaplar bir hayli birikti aslında. Hepsini bir an önce paylaşmak istiyorum lakin arayı açabiliyorum zaman zaman. Bu sefer elimde tuttuğum kitap eminim birçok anne babanın dikkatini çekecek bir eser; Şımarık Çocuk – Bir Şehir Efsanesi. Alfie Kohn tarafından kaleme alınmış ve “Görünmez Adam Yayıncılık” vasıtasıyla okurlarla Okumaya devam et

Biat etmek ve ebeveynlik

Bizim kültürümüzde, hemen hemen herkesçe bilinen ve kabul edilen bir “ideal çocuk kavramı” var. Peki, buna göre nasıl olmalı ideal çocuk? Uslu. Evet, her şeyden önce uslu olmalı. Senin dediklerini dinlemeli, sözünden çıkmamalı, sen ne dersen kabul etmeli. Bunu, şimdilerde pek popüler olan bir kelimeyle tanımlarsak sana biat etmeli çocuğun. Bu benim görüşüm değil, ama hala çok yaygın olan ve daha da yayılması beklenen bir görüş maalesef. Okumaya devam et

Sebze yemez misin küçük kız?

Yemek konusu, hassas iştir anneler arasında. Daha önce de yazdığım gibi; her anne, çocuğunun doyma eşiğini farklı olarak belirler, çocuktan tamamen bağımsız olarak. Bu, genelde bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Karşımızdakinin doyup doymadığına biz karar veririz. Bu karar verme çocuklarımızla başlar, misafirlerimize kadar gider. Mesela, tabağında börek mi bırakmış Okumaya devam et

Devlet okulu mu, Özel okul mu

Hem bir eğitimci, hem de bir anne olarak bu konuda bir şeyler yazmayı uzun zamandır düşünüyordum. Çünkü kendimden de tecrübe ettiğim üzere, okul çağına yaklaşan bir çocuk, anne baba için yeni maceraların habercisidir ve “okul seçimi” birçok anne babanın uykusunu kaçıran bir mevzuudur. Öncelikle, bu konuda ilk olarak söylemem gereken şeyi, en başta Okumaya devam et

“Korku”

Stefan Zweig’ın ilk okuduğum kitabı Satranç idi. Ve o kısacık romandan o kadar etkilendim ki, eve Stefan Zweig serisi yaptım. Ve İlknur İgan’ın çevirisinden Korku‘da o serideki kitaplardan biri oldu. İş Bankası Kültür Yayınları’nın,  “Modern Klasikler Dizisi” serisinin yazarı ve kitaplarını daha da tanınır bir hale getirdiğini söylemeden geçemeyeceğim. Okumaya devam et