2 yaş sendromu mu? Yine mi?

IMG_1664

Olmak ya da olmamak. Aslında bütün meseleleri budur 2 yaşına girmiş minik yavruların. Bir yandan sonsuz bir özgürlük isterler ama bir yandan da senin onu sıkıca tutmanı beklerler, güvende olmak için. Kendilerini bir birey olarak görmeye başladıkları için, varlıklarının bir ağırlığı olduğunu düşünürler; kendi kararlarını vermek, kendi tercihlerini yapmak isterler. Ama öte yandan, bu kadar fazla sorumluluğun yükünü taşıyamayacak kadar da muhtaçtırlar sana.

Elbette her çocuk farklıdır ve her çocuk çok farklı tepkiler verebilir aynı durumlara ama yine de bebeklikten çocukluğa terfi edilen bu dönemde, dikkatli gözlemlersen, bir çok çocukta (ve dolayısıyla annede) benzer davranışları görebilirsin.

İşte benim çocuklarımda bizzat tecrübe ettiğim 2 yaş davranışları. Ve sonrasında da o davranışlarla baş etmemi sağlayan, ya da bana öyle düşündüren, benim davranışlarım, bakış açım. Sana uyanları, uygulayabilir, geliştirebilirsin. Uymayanlar hakkında düşünebilirsin. Ama her halükarda, şunu unutma ki, yaşadıklarında yalnız değilsin.

2 YAŞ ÇOCUĞU

  • Özgürlük: Senin ona sağladığın küçük özgürlük kırıntılarıyla asla tatmin olmazlar. Mesela, sen dersin; hadi yavrum şuracıkta istediğin kadar koş! Onun kafasındaki cevap şudur; hayır, anneciğim kendi sınırlarımı ben bilirim, aklım tam olarak yetmese de.
  • Kontrol: Kendi dünyalarının hakimi olmak isterler; ne yiyecekler, ne zaman yatacaklar, ne giyecekler. Dışarıda kar yağıyor olmasının önemi yoktur, o şort ve tişört giymek istiyorsa, ona göre tek mantık budur.
  • Merak: Dünyayı keşfetme merakları yüzünden, her şeyi yapabileceklerini hayal ederler, henüz o kadar yetenekli olmasalar da. Mesela, kendilerine kalsa, her su birikintisinin içinde yüzebilirler ve yıkanabilirler.
  • Zevkler: Birden bire en sevdiği yemeğe burun kıvırabilir, en çok oynadığı oyuncağın suratını görmek istemeyebilirler. Zevkleri değişir ama işin aslı zevklerin değişmesi değil; kendi doğasını kontrol etme isteğidir ya neyse.
  • İletişim: Kendini istediği gibi ifade etmede zorluklar yaşarlar. Bu yüzden, her an her yerde patlamaya hazır bir bomba gibi dolanırlar. Evet, beyninden geçenler, dilinin söyleyebileceğinden çok daha fazladır bu yaşlarda.
  • Ruh hali: İki arada kalmışlardır; bebekliğin muhtaçlığı ve çocuk olmanın özgürlüğü arasında. Bir yandan severler bir yandan söverler. Gel gitleri çoktur.

2 YAŞ ÇOCUĞU ANNESİ

  • Özgürlük: Kendi özgürlük alanlarını, senin güvenli saydığın bölgelerde, kendilerinin yaratmasına izin verebilirsin. Yani “sadece şuracıkta oyna, koş” demek yerine, “mutfak hariç, her yerde koşturabilirsin” diyebilirsin.  Elbette, ev dağılıyor ama buna karşın çocuğunun kendi özgürlüğünü keşfetmesine olanak sağlamış oluyorsun. Dışarı çıktığın zamanlarda da, gözünün görebileceği ve müdahale edebileceğin uzaklıklara koşturmasında bir sakınca yoktur.
  • Kontrol: Kendi seçimlerini yapmaları için fırsat yaratıyorum ben. Bazen abisinin elindeki çikolatayı görüp, tutturuyor. Ben de ufaklığın önüne yine tatlı olan, ama abideki çikolata olmayan, başka iki seçenek çıkarıyorum, “hangisini istersin” diye soruyorum. Çoğu zaman ikisini de istiyor ama olsun. Yırttık mı? Yırttık.
  • Merak: Bana göre meraklı çocuk, iyidir. Ben soru soran, merak eden, keşfetmeye çalışan, deneyip yanılarak öğrenen çocuklarının olmasını tercih eden bir anneyim. Bu yüzden, merakını deneyimlemesine izin veriyorum (elbette güvenli bir şekilde ve ona zararı yoksa). Mesela, su birikintisine atlamak mı istedi? Bırakıyorum, atlasın ve ıslansın. Çay içiyorum diyelim ki, bardağa dokunmak mı istedi? Elimde tuttuğum bardağa dokunmasına izin veriyorum, sıcağı hissettsin diye. Gerekirse azıcık dilini de yakabilir, sorun yok, kontrolümde olduğu sürece. Çocuğa sürekli “yapma, dikkat et, dur” demek çocuğun keşfetme ve merak duygusunu köreltiyor, sonra merak etmeyen, önüne ne koysan sorgulamayan, çabalamayan nesiller çıkıyor ortaya.
  • Zevkler: Bu konuda da oldukça rahatım. Her gün bayılarak yediği kahvaltıyı reddetmişse ne var? Ne alemi var ki zorlamanın? O gün de, önüne yepyeni bir seçenek koyabilirsin. Ya da en sevdiği oyuncağını istemiyorsa, kendi bilir. Yerine istediği oyuncağı koyabilir.
  • İletişim: Oğlum leb demeden lebleyi anlayamıyorum maalesef her zaman. Ama onun iletişim becerilerini geliştirmesine elimden geldiğince yardım ediyorum. Öncelikle artık “bebek dili” konuşmuyorum. Bana “u” dediğinde “su mu istiyorsun” diye soruyorum. O da kafasını sallıyor. Bazen de hayır anlamında kafa sallıyor, o zaman da “süt mü istiyorsun” diye soruyorum. Bizim için “u” ya su ya süt demek de ondan. İşaret ettiği oyuncağı, adını söyleyerek uzatıyorum ona. Amacım çabuk konuşması değil; kendini daha rahat ifade edebilmesi ve böylece daha sakin bir 2 yaş geçirmek.
  • Ruh hali: Bu noktada aslında, annenin ruh hali daha önemli. Çünkü onların gel gitleri varsa, biz de kadınız yani. Bizim de gel gitlerimiz var. Ama dur bir dakika? Aynı zamanda anneydik, değil mi? O zaman, ruh halimizi kontrol halinde tutmak için, çocuklarımızın yaptığı olumsuzluklara değil, olumlu, iyi şeylere odaklanmamız lazım. Hiç mi iyi bir şey yapmıyor? E o zaman, uyurken nasıl gözüktüğünü canlandır kafanda. Melek gibi değil mi? Ona bağırmadan, kızmadan önce derin bir nefes al. Hatırla, o daha çocuk. Sen annesin. Bu günler de bitecek ve çok çabuk büyüyecekler.

Temelde, bu dönemlerinde çocuklar hiçbir şeyi bizi kızdırmak için yapmıyorlar. Onların derdi, bizimle değil ki; kendileriyle. Kendilerini, içinde yaşadıkları dünyayı, çevrelerini keşfetmeye çalışıyorlar.

Ağlama krizleri

Ağlama krizleri konusunda tavrım belli; zaten yapabileceği bir şeyse izin veriyorum; ama olmayacak bir şey istiyorsa da ağlamasında sakınca görmüyorum. Ben karşısında, sakince durup, kollarımı açıp bekliyorum. Önceleri yüzüme bile bakmıyor, kendini kaybetmişcesine ağlıyor bir müddet. Sonra, göz göze geliyoruz ve hemen koşarak bana gelip, sarılıyor.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.