Atatürk’ün takımı

IMG_5087

Bugün Kağan yine, uzun zamandır aklını kucalayan konuyu dile getirdi; hangi takımı tutacağı. Aslında işin zor kısmını atlatıp, seçenekleri ikiye indirdi indirmesine ama ikisi arasında hala gidip geliyor; Beşiktaş mı, Fenerbahçe mi?

İşin aslı bizim evde TV’de en çok izlenen, yazılı ve görsel medyada en çok takip edilen spor
basketbol ama biz ülkece spor takımı dediğimizde nedense aklımıza hep futbol gelir, sanki Beşiktaş ya da Fenerbahçe sadece futboldan ibaret gibi. Fakat bizim evde  futbola bir düşkünlük olmadığı gibi, Kağan’a da her fırsatta takımların futbol dışındaki diğer spor dallarını da tanıttığımızdan Kağan bu durumun farkında. Yani Beşiktaş’ı düşünürken, futbol haricinde o takımın, voleybol, basketbol gibi diğer dallarının da performansına bakıyor.

Hangi takımı tuttuğu, ilkokula kadar muallakta kalsa da, ilkokuldaki mahalle baskısı(!)  dolayısıyla kendini illa bir takıma adamak zorunda hissetti. Çocuk da haklı tabii, bakıyor arkadaşları takım formaları giyiyor, takımlarını savunuyor, kendini de bir takıma ait hissetmek istedi doğal olarak.

Ben ve dede Beşiktaş, baba, anneanne ve geri kalan tüm sülale Fenerbahçe taraftarı olduğundan Kağan en son kararını vermek için bana “Atatürk hangi takımı tutuyordu anne” diye sordu.

Ne yalan söyleyeyim, soru çalışmadığım yerden çıktı ama şu an internete girip biraz araştırsam eminim her takımın yetkilisi Atatürk’ün kendi takımlarını tuttuğunu iddia edebilir. Ben de konuyu günün anlam ve önemini vurgulayarak, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı‘na bağladım.

Kağan’a tarihte ilk kez kutlanan 19 Mayıs bayramının Beşiktaşın girişimleriyle, Fenerbahçe stadında kutlandığını ve o kutlamaya farklı takımlardan yüzlerce sporcunun yan yana, omuz omuza katıldığını söyledim. Duyunca biraz hayal kırıklığı yaşadı sanırsam çünkü bir takımı övüp, ötekini yerin dibine sokacağımı düşünüyordu. Ama ters köşe yaptım. Ve bunun üzerine o da kararını verdi ve iki takımı da destekleyeceğini söyledi.

Okula Fenerbahçe formasıyla giderken, evde Beşiktaş bardağından süt içiyor. Ha, ileride bu başına iş açar mı? Sanmam. Herkes kendi bakış açısından insanı çeker biraz hayatına, dolayısıyla Kağan’ın sporun aşırı uçtaki fanatikliğine değil, centilmenliğine inanan bir çevresi olacağını öngörebilirim. Ama ileride fikrini değiştirir, takımlardan birinden vazgeçerse de, hiç dil dökemem. Bana ne canım! Hangi takımı tutarsa tutsun. Yeter ki işin özünde, sporun centilmenliğinin ve evrenselliğinin bilincinde olan biri olsun.

Biliyorum ki, belli bir zümreye ya da takıma aidiyet hissetmek çok da zararlı bir şey değildir, hatta kişiye güven verir. Ama ne zaman ki aidiyet hissettiği takımın, sorgulamasızca himayesine girer, karşıt gruptakilerin haklarını gaspetmeye başlar o zaman nur topu gibi ırkçılık öncesi olgunlaşma dönemine girmiş olur. Kendi dışındakileri din, dil, ırk, takım, millet ayırt etmeksizin anlamaya çalışan, bunun için çaba sarf eden bir çocuk olsun isterim. Böyle bir felsefeye inanan birinden, vatana millete zarar geleceğine de inanmam. Bunun için de elimden geleni yapıyorum.

Takım tutmak işin eğlenceli ve en masum yanı, yeter ki bilinçli taraftar olsunlar. Ha, bu arada bir konu futboldan, spora, oradan da  nasıl gelir, o da ayrı mesele. Buyur bir de burdan yak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.