Azalt Ferahla, Paylaş Çoğal

Konuk Yazar* tarafından kaleme alınmıştır.

Hepimizin bildiği üzere, tüketim toplumunda yaşadığımız bir gerçek. Fakat bu gerçekle ne kadar yüzleşebiliyoruz, bu gerçeğin hayatımıza olumlu ya da olumsuz anlamda neler getirdiğini ne kadar göz önünde bulunduruyoruz, tartışılır. Eski yıllara oranla günümüzde tüketim mallarına ulaşabilmemiz kolaylaşsa da birçok olumsuz sonucu beraberinde getirdi. Bu konuyu, tekstil sektöründeki hızlı ve bilinçsiz tüketim üzerinden ele alıp, sonuçlarını değerlendirip çözüm önerilerini sunacağım.

Alışveriş çılgınlığıyla birlikte, tekstil sektöründe suyun, enerjinin ve genel anlamda doğal kaynaklarımızın tükendiği ve tükenmişliğin sağlığımızı, çevremizi tehdit ettiği aşikâr. Her yıl kullanılabilir durumda olmasına rağmen çöpe atılan binlerce kıyafet, ayakkabı ve çanta, tekstil ürünlerinin üretiminde kullanılan kimyasal boyalar, böcek ve tarım ilaçları, ekolojik ve sosyolojik anlamda her geçen gün bize zarar vermektedir. Bu durumun verdiği zararları en aza indirgemek adına son zamanlarda sıklıkla duyduğum minimal yaşam ve sürdürülebilir modayı destekleyici çalışmaları takip ediyor, bir yaşam tarzı olarak minimalizmi benimseyen, sürdürülebilirliğe yön veren insanların çalışmalarına göz atıyorum. Yavaşlamayı, doğal olana yönelmeyi, değişimi ve dönüşümü amaçlayan sürdürülebilir moda, tekstil sektöründeki hızlılığı engelleyecek nitelikte. Yaşam standartlarımızı iyileştirmek ve hayatımızı sadeleştirmek adına, minimalizmi ve sürdürülebilirliği bir yaşam tarzı haline getirdiğimizde, yaşantımızdaki olumlu değişimi görmemiz de kaçınılmaz olacaktır.

Şöyle rutin bir günümüzü ele alırsak, birçoğumuz sabah uyandığında okula ya da işe giderken hep aynı soruyu aynanın karşısında kendisine soruyor: ‘’Bugün ne giyeceğim?’’. Bununla birlikte, hep benzer bir yakınma söz konusu. O da ‘’Giyecek hiçbir şeyim yok!’’. Aslında bir yönüyle hak verebiliriz bu yakınmaya. Çünkü mağazalarda görüp kapıldığımız indirimler, gün içinde maruz kaldığımız, hızlı tüketimi körükleyen reklamlar, gardıroplarımızın ve evlerimizin gereğinden fazla ürünle dolup taşmasına sebebiyet verdi. Evimiz, bizimle uzaktan yakından alakası olmayan eşyalarla, gardıroplarımız bizi doğru yansıtmayan kıyafetlerle dolu. Tüm bunların içinde kaybolup hiçbirinin bizi yansıtmadığını düşünmemiz o kadar normal ki. Bütün bu kalabalık, hayallerimizin ve sevdiklerimizin önüne geçiyor çoğu kez. Evimizdeki fazlalık zihnimizde de yer kaplıyor ve geleceğimizi şekillendirmemize engel oluyor. Aynı zamanda zamanımızdan çalıyor ve kendimize vakit ayırmaktan alıkoyuyor bizi. Bunun önüne nasıl geçeceğiz, bu duruma nasıl bir son vereceğiz, hepimize büyük görevler düşüyor.

Öncelikle kendimizi iyi tanımalıyız. Unutmayın, kendinizi en iyi siz tanırsınız ve ne istediğinizi bilirseniz seçme şansınız da o oranla kolaylaşır. Sadelik uzun ama keyifli bir yolculuk. Bu yolda öncelikli yapmamız gereken; azaltmak. Aklınıza gelebilecek her şeyi…  Evinizde fazla yer kaplayan ve neden satın aldığınıza dair sizi düşünmeye iten, fonksiyonel bir işlevi olmayan eşyalar, kullanılabilir durumda olan ya da olmayan kıyafet, çanta, ayakkabı ve aksesuarlar… Bu liste böyle uzayıp gider. Hayallerimize odaklanmak ve hedeflerimizi gerçekleştirmek istiyorsak, bu yolda ferahlamak için hayatımızda, evimizde, gardırobumuzda boşuna yer kaplayan, zihnimizde fazlalık hissi yaratan eşyalarla ve kıyafetlerle vedalaşmalıyız. İhtiyacımız olan, daha fazla alan değil, daha az kıyafet, daha az eşya. Fakat daha çok deneyim. Minimalizmin de dediği gibi ‘’Az, çoktur!’’. Dünyamıza baktığımızda az kıyafetle yaşamını sürdüren pek çok insan görmek mümkün. Steve Jobs, bunun en başarılı örneklerindendi. Sadeliği yalnızca eşya ya da kıyafet olarak da görmemeliyiz. Olumsuz düşünen, kendisine hayallerimizden söz ettiğimizde ‘’Yapamazsın, edemezsin’’ tepkilerini veren negatif insanları da gerçek dostlarımızdan ayırmamız gerekir. Hayatımızı biz izin vermediğimiz sürece hiçbir insan ya da eşya karmaşık hale getiremez.

Bu doğrultuda, artık ihtiyacımız olmayan her şeyi bırakmalı ya da bir başkasına vermeliyiz. Örneğin; giymediğimiz kıyafetlerimiz. Bize küçük ya da büyük gelen, tarzımızı yansıtmadığını düşündüğümüz, herhangi bir sebepten giymediğimiz, kullanılabilir durumda olan kıyafetlerimizi satışa çıkararak ya da ihtiyaç sahiplerine vererek kıyafetlerimizin kullanım ömrünü uzatmış, doğal kaynaklarımızın tükenmesini engellemiş oluruz. Eğer ürünlerinizi teker teker satma zahmetine girmek istemiyorsanız, Tarz2 ile giymediklerinizi satışa çıkarabilir, kazanç elde edebilirsiniz. Kullanılabilir durumda olmayan ürünleri ise geri dönüşüme kazandırabiliriz. Hayatınızdan çıkarmak istediğiniz insanları ya da ürünleri bırakmak sizde hafiflik mi yoksa eksiklik mi yaratacak, bunu iyice ölçüp tartmalısınız. Azaltmak, somut ve soyut anlamda sizi ferahlatacak, kıyafetlerinizi başkalarıyla paylaştıkça çoğaldığınızı göreceksiniz. Çünkü hayatınıza yepyeni deneyimlerin girmesi için yer açmış olacaksınız. Gerekli olanı bulun, kalanı ayıklayın, azaltın, azalttıkça ferahlayın, paylaşın, paylaştıkça çoğalın.

Bir küçük hatırlatma: ”Dünyada görmek istediğin değişimin bir parçası ol”

 

* Ebru Bektaşoğlu / Tarz 2

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.