Çok anne hiç anne

Günümüzün en moda tabirlerinden biri multitasking, yani özünde bir koltuğa on karpuz sığdırabilmek… tek bir görev insanı değil, çoklu görev insanı olabilmek… elini attığın her işten alnının akıyla çıkabilmek. Ve bu tabirden elbette, anneler de payını alıyor. Öncelikle, her işi yapabiliyor olacaksın. Yok öyle sadece çocuğunu büyütüp onunla ilgilenmek. O ne öyle? Ne banal…

Çalışacaksın, ev işlerinde iyi olacaksın, en gurme yemekleri yapacaksın, sosyalleşeceksin, eşinle aranı iyi tutacaksın, bakımlı olacaksın, evin derli toplu olacak, çocukların bir aktiviteden öbür aktiviteye koşacak, üreteceksin, spor yapacaksın, ev alışverişini yapacaksın, randevuları aklında tutacaksın… daha işte benim unuttuğum ama senin aklına gelen her ne varsa.

Hıh, böyle olunca ve böyle yaşayınca ne olacak? Söyleyeyim, gurur duyacaksın kendinle; çok beceriklisin insanların gözünde çünkü. Herkes sana özeniyor. Aferin sana.

Ama işin hiç aslı öyle değil!

Kendimizi kandırmayalım şimdi. Bir koltuğa on karpuz sığdırmaya çalışırken anamız ağlıyor da çaktırmıyoruz. Ve hatta, hiçbirimiz bir koltuğa on karpuzu doğru dürüst sığdıramıyoruz. O zaman neden hala bunun için çabalıyoruz? Hiç düşündün mü? Muhtemel sebepler; elaleme güçlü görünme isteği, en başarılı çocuğa sahip olma isteği, en iyi anne olma isteği, en iyi yemek yapan, en bakımlı, en.. en.. en.. bir şeyler olma isteği.

İyi de tüm bunları yapmaya çalışırken, aslında kendimiz için en önemli gördüğümüz şeyleri ıskalıyoruz hep. Ben bunu Kağan 2 yaşına geldiğinde fark ettim. Daha öncesinde, her şeye tek başına yetişmeye çalışan yeni anne imajı pek önemliydi benim için. Ama o zamanlar, her şeye yetişmeye çalışıp, hiçbir şeyi doğru dürüst beceremeyen bir kadındım. Çünkü kafamda her şey tam tamına, mükemmel bir şekilde olmalıydı. Öyle olmayacaksa, hiç olmamalıydı.

Kahve mi içilecek? En az 45 dakikam olmalıydı. Markete mi gidilecek? Çocuğu anneme bırakmalıydım. Oje mi sürülecek? Kuruması dahil en az 30 dakikam olmalıydı.

Üstelik çocuğum uyuduğunda, yapmak istediğim hiçbir şeyi yapamıyordum. Çünkü listem çok uzundu, her şeye yetmeliydim ve ben ne yapacağıma daha karar veremeden ya çocuğum uyanırdı ya da ben uyurdum. Örneğin, sevdiğim kitabı iki satır da olsa okumaya bir türlü sıra gelmezdi çünkü dedim ya çok meşguldüm. Zaten, kitap okunacaksa da en az 15 sayfa okunmalıydı. Ne o öyle iki satır?


Çocuğumla kaliteli zaman geçirmek için ayırdığım zamanda alışverişi, alışveriş zamanında yemek yapmayı, yemek yaparken kuaföre ne zaman gideceğimi, kuaförde çocuğumla hiç kaliteli zaman geçiremediğimi düşünüp duruyordum.


img_1583

Lakin bu durumun yavaş yavaş farkında vardım, Allahtan ki farkına vardım. Hayatımı daha basit yaşamak için gerçek adımlar atmaya başladım. Ve ne fark ettim? Ben basitleştikçe, yalınlaştıkça anneliğim çoğalıyordu. Anneliğimden keyif almaya başladım. Kendim için hayatı basitleştirmek, beni küçük detaylardan mutlu olan bir insan haline getirdi. Her şeyi kontrol etmekten vazgeçtim. Küçük, az, sade olan şeylerle mutlu olabilmeyi başardım. Yani aslında ben azaldıkça çoğaldım.


Çocuklarım uyuduğunda 10 dakika da olsa kitap okuyorum çünkü bu benim için evi toparlamaktan daha önemli. İş çıkışı kısa da olsa kahve keyfi yapabiliyorum çünkü bu benim için koşturarak eve gidip yemek yapmaktan daha önemli. Çocuklarımla 30 dakika oyun oynarken sadece o anda oluyorum çünkü bu ertesi günün işlerini planlamaktan daha önemli.


IMG_0291Bu her şeye yetişme çılgınlığından kaçabilmek için üç önemli nokta var, benim deneyimlediğim:

  1. Önceliklerini belirle (seni mutlu edecek şeylere odaklan)
  2. Geriye kalanları ele (yardım al, aile bireylerini işin içine kat)
  3. Mükemmeli unut (çünkü öyle bir şey hiç olmadı)

Aynı anda yüz milyon işi yapabilmek benim için hiç önemli değil artık.

Bir koltuğa on karpuz sığmayacağını, en azından sığsa bile o karpuzlardan çoğunun telef olacağını biliyorum. Süper anne, bakımlı anne, eğitimli anne, oyuncu anne, en iyi yemek yapan anne, temiz anne… hepsi olmaya gerek yok. Çünkü çok anne olmak aslında hiç anne olmaktır özünde.

Şimdi ben bir anneyim. Sadece anne. Az anne. İki çocuklu anne.

Ama annenin bir adım önünde…

Ben kendimim…

Sadece benim.

Selen.

Çok anne hiç anne” üzerine 2 yorum

  1. Burcu Bağcı dedi ki:

    çok çok güzel özetliyorsunuz birçok konuyu.
    şu anda Kadının Fenni kitabını okuyorum Feyza Altun, o kadar benzer ki. aklın yolu bir resmen.
    çoğumuz (mükemmelliyetçi yapıdaki bizler) benzer yollardan geçiyor ve benzer bir noktaya ulaşıyoruz.
    şu ulaştığımız nokta beni çok mutlu ediyor. sizler gibi bilnçli insanların rehberliği sayesinde daha da sadeleşip daha da yeterli hisseden bir anne olacağıma eminim.
    çok teşekkürler paylaşımlarınız için…

  2. selen dedi ki:

    Sevgili Burcu, asıl ben teşekkür ederim cesaret verici güzel sözlerin için… Ne mutlu bana, ufak da olsa dokunabilmeyi başarmışsam farklı hayatlara. Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.