Kızlar pembe erkekler mavi

IMG_0824

Birçok konuda olduğu gibi, çocuk yetiştirme konusunda da anne babadan daha yetkili olduğunu düşünen bir toplumumuz var. Ve, evet bizler de bu toplumun bir parçası olarak (en azından kendi adıma bunu söyleyebilirim), benzer düşünce kalıplarıyla yetiştirildik. Doğumdan itibaren, toplumun en belirgin etkisi ise cinsiyetçilik konusunda görülüyor, çocuk yetiştirme konusunda.

Daha doğar doğmaz kızlara pembe, erkeklere mavi kimlikler verilerek ilk mesaj veriliyor belki de toplum tarafından; “bu toplumda cinsiyet eşitliği yoktur!”

Ben bu pembe-mavi renk ayrımına en başından beri gıcığım. Hayır, çocuk sahibi olmadan ciddi ciddi kızların pembeye, erkeklerin de maviye doğal ve genetik bir yatkınlığı olabilir mi diye aklımdan geçirmiştim. Ama gerçek, tabii ki bunu yakınından bile geçmiyor. Bu tamamen toplumsal bir dayatma. Kız çocukları hep, pembeler giyip prensesler gibi ortalıkta dolaşsın, çıtkırıldım olsun, otururken yavaş otursun, çok hareketli “erkek” oyunları oynamasın. Öte yandan erkek çocukları, asla pembe giymesin (mazallah kız gibi; ne o öyle!), etrafa çapkın bakışlar atsın, yakışıklı, aslan gibi güçlü dursun, ağlamasın, “kız” oyunlarına ve oyuncaklarına asla bulaşmasın.

Aslında şu anda kadın-erkek cinsiyetçiliği ve toplumda üstlenilen roller konusunda, toplumumuzda yaşadığımız birçok (hepsi demiyorum) sıkıntının kökeni işte bu yetiştirme tarzından kaynaklanıyor. Kız çocukları bir yandan  hep narin, göz süzen, nazlı bebekler olarak büyütülürken, bir yandan da ailesine saçını süpürge edebilecek yetişkinler olarak düşünülüyor. Öte yandan erkek çocukları “yürü be koçum”, erkek adam ağlamaz bakış açısıyla yakışıklı, çapkın ve hiçbir ev işinin ucundan tutmayan birer yetişkin olmaları beklenerek büyütülüyor.

Ben, her ne kadar çoğunluğun bu bakış açısına göre çocuk yetiştirdiği bir toplumda olsam da, elimden geldiğince, farkındalığımı korumaya çalışarak bu normların dışında yetiştirmeye çalışıyorum çocuklarımı.

Hiç unutmam, Kağan yeni yeni ayaklanmaya başlayıp ilk kez oyuncakçı dükkanına girdiğimizde, kendisi ilk olarak, doğruca parlak, pembe, simli oyuncaklara yönelmişti. Yönelir tabii, çünkü o daha çocuk! Ve parlak, pembe ve simli oyuncaklar daha çok dikkat çekiyor. Ben de ona, o çok beğendiği,  bir barbie bebeğin kullandığı küçük pembe bir oyuncak araba almıştım. Yalan yok, alırken ben bile kendimle çelişip, yandan yandan mavi arabaları sokuşturmaya çalışmıştım araya ama oğlumun inadı ile biraz ayılmıştım da, kasaya gidip pembe arabayı mutlu mesut satın almıştık.

Benzer şekilde, bir gün eşimle beraber oyuncakçıya gittiğimde yanımıza gelen görevlinin ilk sorusu “erkek mi kız mı” olmuştu. Biz “erkek”  deyince de bizi, canavar arabaların, teknik legoların bulunduğu bir yere yönlendirmişti. Velhasıl, biz elimizde oyuncak elektrik süpürgesiyle kasaya giderken de, bize hafiften göz devirip, “yalnız o kızlar için” uyarısında da bulunmuştu sağ olsun. Kağan hakkını vererek kullandı o süpürgeyi ve şimdi Oğuz’da kullanıyor.

Bizim evde, Kağan zamanından alınmış ve şu anda Oğuz’un da kullandığı ya da zamanı gelince kullanacağı, kızlara atfedilmiş bir sürü oyuncak var; ütü masası ve çamaşırlık, mutfak seti, yemek takımı, tencere tava, pembe arabalar, peluş oyuncaklar.

Pembe tshirtlerimiz, gömleklerimiz, şemsiyelerimiz de var ama ben sırf inat olsun diye gidip almadım o pembeleri; çocuklarımın beğendiği ve seçtiği renk o olduğundan dolayı aldım ve “hayır pembe kız işidir” demedim sadece. Turuncu, yeşil, mor, kahverengi, kırmızı ne ise pembe de o çünkü. Bir renk. Erkekler de, kızlar da sevebilir veya sevmeyebilir.

Ben çocuğun, çocukluğunun bilinerek insan gibi yetiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum, yetişkin birer erkek ya da kadınmış gibi değil. Ağaca tırmanabilen, koşup düştüğünde kendini toparlayıp devam edebilen kızlar, evcilik oynamayı da bilen erkekler yetişmeli ki ileride kimsenin sırtına yük olmayan ve kimsenin yükünü görev bilip üstlenmeyen yetişkinler olabilsinler.

Ben demiyorum ki, kız çocukları büyüdüklerinde ince topuklu ayakkabılar, hanım hanımcık elbiseler giymesinler, giysinler zevklerine uyuyorsa! Ama yeri geldiğinde bir erkekten beklenen her işi de yapabilsinler yüksünmeden. Kimliklerini cinsiyetleri üzerinden oluşturmasınlar.

Elbette ben de oğullarımın büyüdüklerinde yakışıklı görünmelerini isterim (ki bunu en tabii şekilde kendileri de isteyebilir); şöyle jilet gibi lacivertleri çekip yanıma gelseler pek de memnun olurum ama zaten bunda bir sorun yok! Aynı memnuniyeti ev işi yaptıklarında da göstermezsem problem var. Bunun olmaması için de, bir anne olarak kendimi yetiştirmek, bu konuda bilgilendirmek ve eğitmek zorundayım. Hep bu gerçeğin farkında olarak hareket etmeliyim.

Ve, çocuklarımın kendi kendine yetebilen, yaşamını idame ettirmek için başkasına muhtaç olmayan birer yetişkin olmaları bana evet, zor oldu ama değdi dedirtir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.