“Korku”

Stefan Zweig’ın ilk okuduğum kitabı Satranç idi. Ve o kısacık romandan o kadar etkilendim ki, eve Stefan Zweig serisi yaptım. Ve İlknur İgan’ın çevirisinden Korku‘da o serideki kitaplardan biri oldu. İş Bankası Kültür Yayınları’nın,  “Modern Klasikler Dizisi” serisinin yazarı ve kitaplarını daha da tanınır bir hale getirdiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Neden sevdim? Çünkü çok sürükleyici, net ve insan psikolojisini çok iyi tasvir ediyor. Ben seviyorum bir oturuşta, elimden düşürmeden okuyabildiğim kitapları. Korku‘nun konusu çok klasik, fakat korku duygusunu o kadar güzel işlemiş ki yazar, kitabı okurken karakterin hissettiği korkudan, okur da payına düşeni alıyor.

Kitapta, korku teması bir kadının kocasını aldatması üzerinden işlenmiş. Kocasını aldatan bu kadının, önce şantaj ile korku kapanına kısılması, zamanla bu korkunun esiri olması ve kocasının tüm anlayışına rağmen yaptıklarını bir türlü itiraf edememesindeki ruhsal değişim korkunun ne demek olduğunu çok iyi anlatıyor bize.

Korku, cezadan çok daha beterdir. Ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.

Kötü bir şey yaptığınızda hissettiğiniz korku, aslında o şeyi itiraf edip çekeceğiniz cezadan çok daha beterdir yani. Çünkü korku, ele geçirir insanı. Yavaş yavaş, yok eder.

Kitap, karakterlerinin ruhsal gerilimlerini ve gidiş gelişlerini çok başarılı bir şekilde aktarıyor. Her sayfada devam eden gerilim, hikayenin sonunda kadar eksilmeden gidiyor.

Her şeye sahip olmasına rağmen kocasını aldatan kadın üzerinden, belki de en vurucu cümleyi söylüyor yazar;

Tokluk da tahrikte açlığa eşittir…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.