Ödev ve çocuk

İlkokul dönemi sadece okula başlayan çocuğun için değil, aynı zamanda senin için de yeni bir dönemdir. Her ne kadar daha önceden çocuğunun kreşe, anaokuluna gittiğini düşünüp, her şeye hazırlıklı olduğunu düşünsen de fark edersin ki, ilkokul gerçekten çocuğunun hem fiziksel hem de zihinsel olarak kendine tam olarak yetmeye başladığı yerdir.

Çocuğun ilkokula başlamasıyla, çocuğun hayatına ödev kavramı da girer. Daha önceden kreşte ödev yapmış olabilir ama ilkokul ödevinin başlı başına bir ağırlığı, bir ciddiyeti vardır. Onu da bilesin.

Ödevler konusunda, daha önceden aldığım kararlar ve kafamdaki düşünceler şöyleydi;

  1. İlk başlarda yanında dururum; sonra yavaş yavaş yalnız yapmaya başlar ödevlerini.
  2. Ödevler için belli bir süre belirleriz; o saatler arasında ödevelerini yapar bitirir.
  3. Ödevler arasında 10 dakika ara veririz; böylece tüm ödevler en fazla 1 saatte biter.
  4. Kalan zaman da oyun zamanı olur; hep beraber oyun oynarız.

Ne kadar güzel ve ideal bir plan, değil mi? Bir çok kaynakta yazan, mutlu mutlu ödev yapan, sorumluluk bilinci tavan yapmış çocuklar hep bu şekilde plan ve programlarla mükemmel bir şekilde ilkokul ödevleriyle baş ediyorlardı. Biraz anne desteği, belirli bir süre, düzenli verilen kısa aralar ve sonrasında oyun zamanı.

IMG_2739

Gelgelelim, ben kafamda bu planları yapıp, çözümler oluştururken, bazı şeyler hiç de düşündüğüm gibi gitmedi. Bazı şeyler mi dedim? Yok yok, neredeyse hiçbir şey düşündüğüm gibi gitmedi. Ben de neler düşündüğüm gibi gitmedi ve ben nasıl gerçek çözümler buldum buraya sıralayım istedim ki, aynı ya da benzer durumdaki tüm biçare annelere de yardımım dokunsun.

ÖDEV KONUSUNDA ÇÖZÜMLÜ SORUNLAR

Sorun 1: Öncelikle evde 2 yaşında bebeklikten çocukluğa geçmenin sancısını yaşayan ve her konuda abisini örnek alan bir canlı var. Kağan ne zaman odasına çekilip, ödev yapmaya kalkışsa bu da peşinden koşarak odaya giriyor, abisini sandalyeden ittirip, masanın üstündeki bütün kitapları defterleri eline aldığı kalemle çizmek istiyor. Tamam, biliyorum minik yavrucak da kendi sanatını konuşturmak istiyor ama o sırada abinin zaten kaçmak için fırsat kollayan konsantrasyonu uzaklara çekip gidiyor. Sonra bekle ki çocuk, dikkatini toplasın da ödeve otursun.

Çözüm 1: Baktım ki madem, ufaklığı zaptetmek imkansız, çünkü gerçekten 2 yaş sendromunda tam bir bebek ergeni kendisi, o zaman onu da işin içine dahil edeyim dedim. Ve kendi sandalyesine oturtup, abisinin odasındaki masanın yanına yerleştirip, abiye mutlaka yakın olmalı, önüne defter, kalem ve silgi verdim. O da mutlu oldu, abi de mutlu oldu çaktırmasa da. Şimdi kuzu gibi birlikte gidiyorlar ödev yapmaya. Tabii ben de odada nizamı sağlamak için aralarda kontrol ediyorum, zaman zaman da yanlarında oluyorum.

Sorun 2: Ödevler için belirlediğimiz zamandan sonra Kağan’ın haklı olarak kendine ait bir zamanı da olacaktı, oyun oynamak, eğlenmek için. Ama, her zaman olmasa da, bazı günler gerçekten çok fazla ödevi oluyor. Hayır, ben de öğretmenim ve ödevlerin faydalı olacağına inanıyorum ama, miktarı çok önemli. Üniversite öğrencilerine ödev verirken bile, kafamdan “çok verme şimdi, haftasonu çocuklar sinemaya falan gitsin, eğlensin” diye geçiren bir insanım. Dolayısıyla ilkokul 1.sınıf öğrencisi için verilen ödevlerin bazen çok fazla olduğunu farkediyorum. Tabii, bu durumu Kağan’ın yanında dile getirmiyorum.

Çözüm 2: Madem bazen çok ödev oluyor, ben de ödev yapma zamanını birlikte geçirilen zamana çeviriyorum böyle anlarda. Mesela, Kağan okuma yaparken, ben süre kuruyorum antrenör oluyorum, o da okuma olimpiyatlarına hazırlanan sporcu oluyor ve belirlenen sürede okuyamazsa tekrar baştan okumaya başlıyor.  Ya da bazen matematik problemlerini, sanki benim problemlerimmiş de ben çözemiyormuşum gibi ona veriyorum, o da çözüp beni yeniden mutlu ediyor.

Sorun 3: Ödevlerini yaparken tek başına olması gerek, yani en azından buna yavaş yavaş alışması gerek ama sen ne kadar onun yanında durursan o da o kadar fazla senin varlığına muhtaç duruma geliyor. Kağanın tek başına ödev yapması için de bu durumu mantıklı bir şekilde izah etmek yetmiyor.

Çözüm 3: Ben de, belirli süreler veriyorum tek başına ödev yapması için, saat kurarak. Oğluma da diyorum ki “benim de bu süre içinde tek başına mutfakta yemeği ısıtmam lazım, hadi süre başlasın”. 10 dakika yeterli oluyor. Zaten 7 yaş çocuğunun ortalama dikkat süresinin 20 dakika olduğunu düşünürsek, 10 dakikayı yalnız başına ödev yaparak geçirmesi hiç de fena değil. Böyle anlarda, kardeşini de yanında bırakabiliyorum (sorun çıkarmadığı sürece).

İşte şimdilik elimin altındaki sorunlar ve bunlara bulduğumuz gerçekçi, uygulanabilir çözümler bunlar. Maalesef, çocuklar ödev yapmak için can atmıyorlar ve ödevin sorumluluğunu birden üstlerine alacak kadar olgun değiller. En azından benimki böyle. Bu alışkanlık zamanla oluşacak bir şey. Şu an, önemli olan, Kağan’ın ödev yapmayı sevmesi. Bunun için bundan keyif alması gerek. İşte ben burada devreye giriyorum.

Çocuğunun ödevini yapan veliler de var çevremde. Gerçekten diyorum. Çocuk oyun oynuyor yanımızda, anne de bir yandan kahve içip, bir yandan ödevini yapıyor çocuğunun. Ne anladım ben o ödevden. Peki ya bunu gören o çocuk, büyüdüğünde, sorumluluk alması gerektiğinde ne yapacak? Hep birilerinin kendisine yardım etmesini mi bekleyecek umutsuzca yoksa?

Dikkat edelim ne olur! Söz konusu olan gelecek nesiller ve hepsi ilk olarak ailede şekilleniyor.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.