Ödevler vs Çocuklar

Aslında bu yazıyı ödevler konusuna ilk başladığımda yazıp bitirmeliydim ama araya başka mevzular ve bir adet yer fıstıklı kurabiye tarifi girdi. Sağlık olsun.

Ödevlerin aileler ve öğretmenler tarafından neler ifade ettiğini ve bu durumun eğitim sistemi içinde öğretmenleri ve aileleri nasıl etkilediğini yazmıştım daha önceki yazılarımda. O yazılara Ödevler vs. Aileler ve Ödevler vs. Öğretmenler linklerinden ulaşabilirsiniz.

Ödevler konusunda belki de en çok yargılanan, göz önünde olan ama aslında en masum kişiler çocuklar. Çünkü onlar tamamen hissettikleriyle yaşıyorlar ve doğal olarak oyun oynamak varken ödev yapmayı tercih etmiyorlar.


Lakin bir çocuk ödev yapmak istemiyorsa bence temel iki sebebi vardır; ya ödevler ona çok kolay geliyordur ve çocuk da sıkılıyordur ya da ödevler ona çok zor geliyordur ve çocuğun baştan cesareti kırılıyordur. Her iki durumda da ödevin ilgi çekiciliği sıfırın altında yerlerdedir. Peki bu durumda ne yapmalı? Öğretmene gidip,  her çocuğun seviyesi için ayrı ödev vermesini istemek pek mantıklı değil, kabul edelim.


img_0960O zaman bu noktada çocuğunu en iyi tanıyan kişi anne babası ise, ödev yapma sırasında çocuğa biraz destek kuvvet sağlamalı. Yok canım, delirmeyin, ödevleri siz yapacaksınız demiyorum.

Kağan ilkokula başladığı yıl okumayı ve yazmayı  zaten bildiği için hiç okuma ödevlerini (hani var ya “Talat halat at” ) ve çizgi çekerek yazmaya alışma ödevlerini yapmak istemedi. Haliyle de çoğu zaman yapmadı. Ancak onun yerine öğretmeninin de durumu anlayışından dolayı, Kağan küçük ve ince hikaye kitapları okudu. Ve okul arkadaşlarına mektuplar yazdı. Arada yine Talat ve halat ile de muhattap oldu elbet ama gına gelecek kadar değil.

Matematik konusunda da benzer durum yaşandı. “Ben bunları yapmam bu ne 2+1, bebek işi” dedi. Biz de ona iki basamaklı eldesiz çıkartma toplama işlemlerini yazdık, yapsın diye ve ödev olarak onları götürdü okula. Aksi halde okuldan soğuması an meselesiydi. Evet, zorlandık ve hala da zorlanıyoruz ama emek vermeden olmuyor bu işler.

Ödevlerin çocuğa zor geldiği yerlerde ise basitleştirme yöntemleri gösterilebilir. Nasıl? Diyelim ki yazı yazmakta zorlanıyor (hoş, Kağan olayı bilse bile hala yazmaya bayılmıyor ama zevk için yazmaya bayılıyor; mektup, şiir, günlük gibi) o zaman defterine yazacağı cümlenin belli harflerini siz yazın gerisini o tamamlasın.

Mesela “Talat halat at” yazacak diyelim defterine yüz milyon kere. O zaman “T__a_ h_l_t a_” gibi kalıpları yapın defterine içini o doldursun. Lakin her türlü pedagoji dersini almış bir eğitimci birey de olsam, bu işin doğrusu bu diyemem.  Ama böyle yapmak biz de işe  yaradı yazı yazarken. Kağan hevesle yanıma gelip, “anne hadi yine bulmaca gibi yazalım” diyordu. Elbette bir yerden sonra alıştı ve sonsuza kadar böyle yapmak zorunda kalmadık.


Zaten amaç ödevi çocuğun isteyerek yapacağı bir eyleme çevirmek. Bu iş kesinlikle ödülle veya cezayla olacak bir iş değil. Çünkü her ikisi de ödevi yapılması zevkli olmayan, keyifsiz bir işmiş gibi empoze eder çocuğa. O zaman da çocuk ödev yapmayı hiç sevmez.


Ha bir de, n’olur çocuğunuzun ödevini sorarken “bugün ödevimiz ne” demeyin!

Ve ödevini sormadan önce mutlaka “günün nasıl geçti” diye sorun ve onun biraz konuşmasına fırsat tanıyın.

Sevgiler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.