Ödevler vs Öğretmenler

Gelelim ödev konusunun ikinci ayağına. Daha önceki yazımda da bahsettiğim üzere, ödev konusu çoğunlukla aile içinde gerginliğe sebep oluyor. Anne baba çocuklarına ödevlerini yapması konusunda dil döke dursun, çocuk inatçı bir keçi edasıyla bu duruma direnebiliyor (en azından bendeki model öyle).

Çocuk en doğal hakkıyla oyun oynamak , çok oyun oynamak ve daha çok oyun oynamak istiyor. Çünkü hatırlatırım ki çocuk olmak böyle bir şeydir… Bazen de o çocuk ödevini yapmak istiyor ama hepsini yapmak istemiyor. Bazı bazı da, verilen ödev miktarından gözü korktuğu için en baştan yanaşmıyor ödev yapmaya; “nasıl olsa hepsini bitiremem” kafasıyla.

Sonra işin içine aile giriyor. Ailenin genel tutumu ise önceki yazıda malumunuz zaten.

odev

Hadi diyelim ki, aile de bilinçlendi ve kendilerini çocuklarına ödevle ilgili baskı yapmama konusunda ikna ettiler.  Harika. Sadece, çocuklarına ödev yapması gerektiğini hatırlatıp çekildiler bir kenara. Çocuk da ödevini yapmadı. Ya da yarım yaptı. Ya da dörtte bir, üçte iki, beşte  üç yaptı… Ertesi gün okulda cezasını da çekti. Çok güzel.

Bu sahneden sonra artık top öğretmene geçiyor. Olası sahneler şöyle:


  1. Öğretmen anne babayı ilk gördüğü yerde, çocuğun ödevlerini düzenli yapmadığını söyler. Anne baba da haliyle “biliyoruz” der. O zaman o öğretmen, anne ile babayı karşısına alır ve onlara yaptıklarının doğru olmadığını, çocuklarına o ödevleri mutlaka yaptırtmaları gerektiğini, yaptıktan sonra ödevini kontrol etmeleri gerektiğini, yoksa çocuklarının hiçbir şey öğrenemeyeceğini ve geri kalacağını söyler. Bunu duyan anne baba yeniden eski kısır döngüye girer. Ve ödev gerginlikleri yeniden başlar.
  2. Öğretmen anne babayı ilk gördüğü yerde çocuklarının neden ödev yapmadığını sorar. Anne baba da “hocam biz hatırlatıyoruz ama yapmıyor” der ve bir adım geri çekilir. O zaman öğretmen bunun çocukları için çok kötü olacağını hatırlatır aileye ve aile yeniden eski kısır döngüye girer. Sonrasında da gelsin yine ödev gerginlikleri.
  3. Öğretmen kendi kendine düşünür “acaba gereğinden fazla mı ödev veriyorum” diye. Sonra içinde bulunduğu eğitim sisteminin bir parçası olduğunu hatırlar. Ne kadar yüklü bir müfredatla baş etmesi gerektiğini anımsar. Okul saatinde yetişmeyen, yetişemeyen konuların eğer ödev verilmezse üstesinden gelinemeyeceğini yine yeniden fark eder ve çaresiz aynı ödevleri vermeye devam eder.

Evet, bazı öğretmenler ödev konusunda ailelerin geride durmasına tepki gösterir bazıları göstermez. Bazıları az ödev verir ama sınıf içinde koştura koştura, nefes almadan ders işler bazıları çok ödev verir sınıf içinde daha rahat ve esnek bir ders programı işler.

Ama her durumda öğretmen de içinde bulunduğu sistemin bir parçası olarak davranmak zorundadır. Bu noktada öğretmenle aileyi karşı karşıya getiren şey eğitim sistemimizin dayatmalarıdır maalesef.

Günümüzdeki en iyi okulların hemen hepsinde velilerin kullanımı için bilgisayarda “ödev kontrol sistemi” var; çocuğunun ne kadar ödev yaptığını, yaptığı ödevin ne kadarının doğru olduğunu veli kontrol edebilsin ve sürece müdahil olabilsin diye.

Yani aile bu işin ne kadar dışında kalmaya çalışırsa çalışsın, öğretmen bu işin ne kadar uzağında durmaya çabalarsa çabalasın her an bir yerden yakalarını kaptırmaları an meselesidir. Çünkü eğitim sistemimiz…Çünkü ezbere dayalı eğitim… Çünkü hayattan kopuk öğretim…

O zaman çocuklarımızın günahı ne?

Bir sonraki yazıda…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.