“Satranç” – Ağustos ayı kitabı

Satranç

Ağustos ayı kitabı

Aslında yaz aylarında, özellikle de tatil modundayken, ben daha iç açıcı bir kitap okumayı tercih ederdim. Fakat Stefan Zweig’in Satranç adlı romanını, yaklaşık 7 ay önce bir kitap furarından almıştım ve bir türlü okumaya sıra gelmemişti. Hayır tabii ki, başka işleri yapmaktan okumaya sıra gelmemiş değildi (çünkü bir şeyi istedikten sonra insan mutlaka onun için zaman bulur), sadece bu kitabı okumaya sıra gelmemişti, daha doğrusu bu sırayı ben türlü getirememiştim. Bunun yerine elim hep başka kitaplara gitti durdu. Nedendir bilmem, bu kitabı tatilde okuyasım geldi ve okudum.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; koyduğum fotoğraftaki mizansen, kesinlikle kurgu değil ve kitabın içeriği ile hem büyük bir zıtlık hem de ortaklık barındırıyor. Fotoğrafı çekerken bunu düşünmemiştim doğrusu.

Kitabın adı ilk olarak benim dikkatimi çekti. Satranç adında bir roman nasıl kurgulamış olabilirdi? Ya da bu kadar kısa bir roman (sadece 75 sayfa) ne kadar fazla şey anlatabilirdi? Gerçekten merak ettim ve aldım. Çünkü bana göre, sayfalarca romanda anlatılabilecek bir kurguyu çok daha az sayfada anlatabilmek, gerçek bir ustalık gerektirir.

Kitaptaki hikaye New York’tan Buenos Aires’e giden bir vapurda geçer. Bir grup yolcu gemideki dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic’i oyuna davet eder. İlk oyunu beklendiği üzere şampiyon kazanır. Rövanş için yeniden oyuna oturulur fakat bu sefer oyuna Dr. B. adında bir başka yolcu daha katılır ve beraberlik yakalanır. Bunun üzerine yolcular tarafından Czentovic ile Dr. B arasında bir müsabaka organize edilir. Müsabaka başlamadan önce ise Dr. B. , kitabı anlatan kişiye satrancı nasıl öğrendiğini anlatır.

İşin en etkileyici kısmı ise buradan sonra başlıyor. Yani en azından benim için öyle oldu. Bir insana yapılan işkenceyi ve eziyeti genellikle o kişiye uygulanan fiziksel şiddetle ölçeriz. Fakat burada, fiziksel olarak en ufak bir şiddete uğramamış, aksine yakalandığı hükümet görevlisi polislerce gayet kibar bir şekilde küçük bir otel odasında tutsak edilen Dr.B.’nin yaşadığı psikolojik travma göz önüne seriliyor. Sürekli aynı şeyleri görüp, aynı yerlerde yaşayıp, aynı sesleri duyup nasıl beyin fonksiyonlarımızı yitirebiliriz? Beynimiz zaman ve mekan algısını kaybettiğinde nasıl psikolojik travmalara gireriz? Bu soruların cevabını bulduğum bir kitap oldu. Ve bir kitap, daha doğrusu bir satranç kitabı, kişiyi eşiğine geldiği bu psikolojik travmadan nasıl döndürebilir? Bu eserin, bence en dramatik yanı da bir satranç kitabı sayesinde kurtulduğunu düşündüğünüz Dr.B.’nin, nasıl yeniden ve daha da sert olarak büyük bir travmanın içine girdiğidir.

Kısacık bir roman ama çok uzun bir hikayesi var. Yazarın da ölümünden önceki son eseri olarak biliniyor. Kabul ediyorum, roman birazcık depresif ve yaz tatili modunda okunmayacak bir kitap ama ben tam da böyle bir dönemde okudum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.