Basit ve Mutlu Yaşam – Bir annenin dönüşüm hikâyesi

Aslında her şey 2009 yılında anne olmamla başladı. 26 yaşımdaydım. Çevremde bırak çocuk doğurmayı, henüz evlenmeyi bile düşünen, doğru dürüst bir arkadaşım bile yoktu. Herkesin kafası, yapacağı kariyerde, gezeceği göreceği yeni ülkelerde, seyahatlerde, gideceği dans kurslarında, izleyeceği tiyatro oyunlarında, filmlerde iken, yani kısacası üniversite sonrası çevremdeki çoğu kişi kendi hayatını özgürce yaşayacağı bir dönemi deneyimlerken, ben sırtımdan soğuk terler dökerek bebek emzirmeye çalışıyordum.  Okumaya devam et

Çok anne hiç anne

Günümüzün en moda tabirlerinden biri multitasking, yani özünde bir koltuğa on karpuz sığdırabilmek… tek bir görev insanı değil, çoklu görev insanı olabilmek… elini attığın her işten alnının akıyla çıkabilmek. Ve bu tabirden elbette, anneler de payını alıyor. Öncelikle, her işi yapabiliyor olacaksın. Yok öyle sadece çocuğunu büyütüp onunla ilgilenmek. O ne öyle? Ne banal… Okumaya devam et

Basit yaşam mı?

Etrafımdakilere ilk olarak basit yaşam dediğimde, ki bu yaklaşık bi 6 yıl önceye falan tekabül ediyor, edindiğim ortak görüş şu idi; basit yaşam sorumsuz yaşam demek. Bir nevi kafayı sadece doğal ve ekolojik yaşama, geri dönüşüme ve organik beslenmeye takmış, sürekli yoga yapan, hiçbir teknolojik aleti kullanmayan ve durmadan kendiyle uğraşıp duranların benimseyeceği bir yaşam biçimi. Okumaya devam et

Basit ve mutlu yaşam

Kendinde sevmediğin veya değiştirmek isteyip de değiştiremediğin ne varsa, evren karşına hep onu çıkartıp durur. Ta ki sen anlayana kadar..

Ben de senin gibi şehir hayatının içine sıkışmış, içinden çıkılmaz gibi görünen görev ve sorumlulukların altında kaybolmaya başlamış, ev hayatı, iş yaşamı, özel yaşam, eş, çocuk derken Okumaya devam et

“Emile” – Ekim ayı kitabı

Elbette her kitap herkeste aynı etkiyi bırakmaz çünkü özünde hepimizin hayat görüşü, öncelikleri ve beklentileri çok farklı. Nasıl aynı resme bakıp, farklı şeyler görebiliyorsak, aynı kitapları okuyup farklı görüşlere de odaklanabiliriz. Hatta kendimiz bile daha önce okuduğumuz bir kitabı, yeniden okuduğumuzda eksik bulabilir, beğenmeyebilir ya da tam tersi çok daha fazla beğenebiliriz. Okumaya devam et

Bir kadının hikayesi

IMG_4036Bir varmış bir yokmuş, iki çocuklu bir kadın yaşarmış gizli mutsuzluklar ülkesinin birinde. Bu kadın, çevresinde olup biteni, başına her geleni alışılagelmiş mutsuzluk algısıyla benimser ve bu şekilde hayatından şikayet ederek yaşarmış. Ama sanırmış ki, yaşam böyle ve bu şekilde yaşamak olması gereken, normal bir şey.

İşleri varmış, yemek yapmalıymış, çocukları doyurmalı, çamaşırları makineye atmalıymış. Bu kadının ütülenecek gömlekleri, yıkanacak bulaşıkları ve sürekli dağılan bir evi varmış. Hep bir şeylere yetişmek için çabalar, didinir ama her günü yine hiçbir şeye yetişememe duygusuyla bitirirmiş. Okumaya devam et

Ya sabır!

IMG_2284

Hayalimdeki sahne gerçek oldu

Anne olmak, evet çok ulvi bir şey. Anne olmak, çok harika bir şey aynı zamanda da. Fakat, hep mi harika bu annelik? Her şey her zaman toz pembe mi? Annelerin de bazen her şeyden bunalıp “ücretsiz izne” çıkma hakkı yok mu? Anneler çocuklarından kafayı kaldırıp, azıcık sakinlik, sessizlik, dinginlik isteseler çok mu? Bence hiç de çok değil! Yukarıda saydığım her şeye, her annenin ihtiyacı vardır. Hatırlatayım ki, anne kişisi de en nihayetinde etten kemikten yaratılmış bir insan evladıdır. Ona da yazıktır, günahtır. Ve sabır en çok ona lazımdır.  Okumaya devam et

Neden basit ve mutlu yaşam?

IMG_2095

Hayatta isteyip de yapamadığın şeyler için hep bahanelerin var mıdır? Bir düşünsen… Benim vardı mesela. Hem de ne bahaneler. Başıma gelen her şeyin olmasa da, bir çok şeyin sebebi benim dışımdaki faktörlerdi. Hatta kendi başıma gelenleri geçtim, dünyanın bile git gide daha yaşanmaz bir hale gelmesinin sebebi, yine benim dışımdaki faktörlerdi. Kendimce ben haklıydım, elimden geleni yapıyordum, duyarlıydım. Ama işte, benim gibi düşünmeyen, benim gibi olmayan, benden bağımsız olan her faktör zorlaştırıyordu hayatı. Şimdi düşünüyorum da ne büyük haksızlık etmişim içinde yaşadığım evrene. Okumaya devam et

2 yaş sendromu mu? Yine mi?

IMG_1664

Olmak ya da olmamak. Aslında bütün meseleleri budur 2 yaşına girmiş minik yavruların. Bir yandan sonsuz bir özgürlük isterler ama bir yandan da senin onu sıkıca tutmanı beklerler, güvende olmak için. Kendilerini bir birey olarak görmeye başladıkları için, varlıklarının bir ağırlığı olduğunu düşünürler; kendi kararlarını vermek, kendi tercihlerini yapmak isterler. Ama öte yandan, bu kadar fazla sorumluluğun yükünü taşıyamayacak kadar da muhtaçtırlar sana. Okumaya devam et