Ya sabır!

IMG_2284

Hayalimdeki sahne gerçek oldu

Anne olmak, evet çok ulvi bir şey. Anne olmak, çok harika bir şey aynı zamanda da. Fakat, hep mi harika bu annelik? Her şey her zaman toz pembe mi? Annelerin de bazen her şeyden bunalıp “ücretsiz izne” çıkma hakkı yok mu? Anneler çocuklarından kafayı kaldırıp, azıcık sakinlik, sessizlik, dinginlik isteseler çok mu? Bence hiç de çok değil! Yukarıda saydığım her şeye, her annenin ihtiyacı vardır. Hatırlatayım ki, anne kişisi de en nihayetinde etten kemikten yaratılmış bir insan evladıdır. Ona da yazıktır, günahtır. Ve sabır en çok ona lazımdır. 

Nereden geldim buraya şimdi? Hıh, tamam hatırladım. Bugün, pazar günü, kendimi her zamanki pazar günlerinden çok daha fazla yorulmuş, tükenmiş, sabırsız hissettim. Bir gece önceden 12’de yatıp da, sabah 6.20’de uyanmamın bir nebze de olsa bunda payı vardır elbet. Sabahın köründe beni uyandıran minik adam, benim uykumu açtıktan 1 saat sonra yeniden uykuya daldığında, ardında şaşkın bir anne bıraktı. Normalde olsa, o kadar erken kalkmışım, spor ayakkabılarımı giyer kesin yürüyüşe çıkardım, ama bu sefer canım hiç istemedi. Yatağıma tekrardan gömülüp, uyumaya çalıştım o da olmadı. Ben de o zaman “eh, yeni güne merhaba” deyip, çayı koydum. Minik adam dışında ev ahalisi, parti parti gözlerini açtılar.

Kahvaltı sonrası, Kağan’ın basket antremanına ben de gitmek istedim ki, biraz havam dağılsın diye. Maaile evden çıktık. Velhasıl, 1 saatlik antreman boyunca Oğuz’un sahaya atlamasını engellemek için çok büyük maddi manevi güç harcadık. Çünkü bir yandan kucağımda ağlayarak kendini savuran bir çocuk bir yandan da şaşkınlıkla bizi izleyen diğer veliler vardı. Sanma ki, Oğuz’a cazip teklifler sunmadık; küçük basket topu verdik olmadı, büyük basket topu verdik olmadı, dışarıda anneyle oynasın dedik olmadı, parka çıkardık olmadı, sakız teklif ettik, emzik denedik olmadı, arabaya götürüp direksiyon başına oturttuk o bile olmadı. Oğuz sürekli ağladı. Ara ara kısa kabullenişler yaşayıp, sussa da, kısa zaman sonra nihai hedefini hatırlayıp yeniden başladı aynı şeyleri yapmaya. Ben evden çıktığıma çıkacağıma pişman oldum ya “hadi hayırlısı” dedim yine de içimden.

Sonra, azıcık güneş yüzü gördük diye Odtü’ye gidelim, çimlere yayılalım, koşturalım istedik. Gittik de. Kuşları kovaladık, yemek yedik, dereye ağaç çubuk batırdık ama tüm bu aktivitelerde, biz de fiziksel güç harcadık yani. Çünkü Oğuz kuşları kovalayım derken caddeye fırlayabilir, sopayla dereyi kurcalayım derken kendini sırılsıklam edebilirdi. Biz de, işte çok da sıkmadan, uzaktan kontrol edip, gerekli zamanlarda müdahale edip, dirençle karşılaşa karşılaşa geçirdik zamanımızı. Dönüşte, arabanın arkasında ikiside uyudu. Eve gelip, yukarı yataklarına çıkaralım sonra da azıcık kestirelim derken, tahmin et ne oldu? Evet, uyandılar. Kağan koca adam oldu neyse de, Oğuz uykusunu tam alamamış maymun modundaydı.

Evde yemek, sonra birikmiş çamaşırlar, bulaşık, etrafı genel bir toparlama derken gözüm hep saatteydi çocuklar yatsın diye. Bu arada ben Oğuz’u yıkadım ama 1,5 saat sonra bu sefer de abisiyle tekrar yıkanmak istedi, bir parti daha yıkandı. Onları kurut, giydir derken en sonunda uyudular. İçimden de dualar ettim ama “Allah’ım çocuklarla uyuyakalmayayım” diye. Çünkü yapmak istediklerim vardı. En çok da şöyle taze zencefil ve limonlu bir adaçayı içip, rahatlamak istiyordum.

Neyse ki, dualarım kabul oldu. Çocuklar uyuduktan sonra adaçayımı tam de hayalimdeki gibi içtim. Günün sonunda ise kendime “ne gündü ama, yine iyi yırttık” dedim.

Evet, anne olmayı çok seviyorum, çocuklarımı çok seviyorum ama ben de yoruluyorum ara sıra. Hele Oğuz’un 2 yaş sendromu, geleneksel amaçsız ağlamaları benim sabrımı çok zorluyor. Fakat yine de, en zor zamanlarda bile bu günlerin çok çabuk geçip gideceğini hatırlatıyorum kendime.

Mesela, basketbol antremanında Oğuz’un peşinden koşarken dedim ki eşime “ileride koca adam olup, bizimle sohbet masasına oturduğunda anlatırız, ulan sen bizim anamızı ağlattın, diye” dedim. Güldük. Yeniden güç geldi, sabır geldi bize.

İşte böyle oluyor bu işler. Evet, hepimiz insanız ve sabrımızın tükendiği anlar oluyor ama deşarj olma imkanını da bizim yaratmamız gerekiyor. Ben o kadar yorulmama rağmen, uyumadım. Çayımı içtim, şiir kitabı okudum, yazı yazdım. Kendim için bir şeyler yaptım ve bunun için uykumdan feragat ettim. Şimdi yeniden güçlü, sabır doluyum. Yeni bir haftaya hazırım.

Çoğu zaman soruyorlar bana, sen nasıl baş ediyorsun arada yaş farkı olan iki erkek çocukla, nasıl böyle sabırlı, olumlu kalabiliyorsun diye. Bu yazı da bir nevi cevabım olsun o zaman.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.